DOLAR48,16
EURO56,09
GR. ALTIN7.156
BIST14.576
BITCOIN3.836.469
TÜRKİYE

Şirketleri konkordatodan önce kurtaracak formül: Finansal Yeniden Yapılandırma

Ekonomide yüksek faiz ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar, faaliyetlerini sürdüren şirketlerin borç ödeme süreçlerinde ciddi sorunlara yol açıyor. Son Mühür Gazetesi tüzel kişi temsilcisi Hakan Kandemir, bu şirketlerin konkordato sürecine gelmeden önce Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY) imkanından daha fazla yararlanılması gerektiğini belirtti.

28 Ağustos 2026 452 okunma 5 dk okuma
Şirketleri konkordatodan önce kurtaracak formül: Finansal Yeniden Yapılandırma

ANKARA - BHA

Son Mühür Gazetesi tüzel kişi temsilcisi Hakan Kandemir'in değerlendirmeleri şöyle:

"Ekonomide bugün kiminle konuşsanız konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: Faizler çok yüksek, finansmana ulaşmak zor, ulaşılan finansmanın maliyetini taşımak daha da zor. Bu sadece küçük işletmelerin meselesi de değil. Yıllardır çalışan, üretim yapan, malı mülkü olan, yüzlerce insana ekmek kapısı sağlayan şirketler bile nakit akışında ciddi sıkıntılar yaşayabiliyor.

Şimdi burada bir soru sormak lazım.
Her ödeme sıkıntısına giren şirket konkordatoya mı gitmeli?
Bence gitmemeli.

Aslında Türkiye’nin elinde bunun için önemli bir sistem var: Finansal Yeniden Yapılandırma, kısa adıyla FYY.

Çok teknik anlatmaya gerek yok.

Şirketin işi devam ediyor, üretimi veya ticareti sürüyor ama banka borçlarını mevcut şartlarla çevirmekte zorlanıyor. FYY ile bankalar ve şirket aynı masaya oturuyor. Borcun nasıl ödenebileceğine, şirketin ne kadar süreye ihtiyacı olduğuna bakılıyor ve sürdürülebilir bir ödeme planı oluşturulmaya çalışılıyor.

Bence sistemin en kıymetli taraflarından biri de şirket ile bankalara konuşabilecekleri bir zaman kazandırması.

Çünkü mali sıkıntıya giren bir şirkette bazen işler çok hızlı sarpa sarıyor.

Bir banka ihtarname gönderiyor, diğeri hukuki süreci değerlendiriyor, hesaplarda kısıtlamalar başlıyor. Şirket daha ne olduğunu anlamadan kendisini günlük faaliyetlerini bile çevirmekte zorlandığı bir noktada bulabiliyor.

Burada 90 günlük gecikme meselesine de ayrı bir parantez açmak gerekiyor.

Kamuoyunda genellikle bankaların 90 gün beklediği düşünülüyor. Oysa hukuki ve sözleşmesel şartlara göre bankaların daha erken harekete geçebildiği durumlar olabiliyor.

Ben tam da bu noktada FYY’nin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Şirket gerçekten borcunu ödemek istiyorsa, işi çalışıyorsa ve mali yapısının düzelme ihtimali varsa, hemen icra ve tasfiye seçeneğine yönelmek yerine önce masaya oturmak herkesin yararına.

Elbette FYY’deki koruma ile konkordatodaki mahkeme kaynaklı takip yasağı aynı şey değil. Ancak FYY kapsamındaki durumun korunmasına ilişkin mekanizma, alacaklı kuruluşlarla ortak bir çözüm aranabilmesi açısından çok değerli.

Şimdi düşünelim.

Çalışan bir şirketten alacağınızı mı tahsil etmek daha kolaydır, yoksa faaliyetleri durmuş bir şirketin mallarını yıllarca sürebilecek hukuki süreçlerin sonunda satmaya çalışmak mı?

Cevabı aslında ortada.

Bu yüzden FYY’nin sadece korunması değil, daha da güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Üstelik devletin burada yapabileceği şeyler de var.

Yanlış anlaşılmasın. “Şirketlerin borcunu devlet ödesin” demiyorum.

Devlet, bankaların FYY kapsamında daha rahat hareket edebilmesini sağlayacak bazı düzenlemeler yapabilir. Yapılandırmaya giden krediler konusunda bankaların üzerindeki yükü azaltacak düzenleyici kolaylıklar, belirli teşvikler veya risk paylaşım modelleri tartışılabilir.

Çünkü bankanın da bilançosu var.

Bankaya “Bu şirketi yaşat, borcunu uzun vadeye yay, ödeme için zaman ver” diyorsanız, bankanın bunu yapabilmesini de kolaylaştırmanız gerekiyor.

Bu noktada hakkını teslim etmek gereken kurumlar da var.

Benim gördüğüm kadarıyla özellikle VakıfBank’ın Finansal Yeniden Yapılandırma konusundaki çözüm odaklı ve yapıcı yaklaşımı önemli. Böylesine zor bir ekonomik dönemde şirketi hemen karşı tarafa koymak yerine, faaliyetini nasıl sürdürebileceğine ve borcun nasıl ödenebilir hale getirilebileceğine odaklanan bankacılık anlayışına ihtiyaç var.

Bu yaklaşımı nedeniyle VakıfBank’a da ayrıca teşekkür etmek gerekiyor.

İşin bir başka tarafı daha var.

Sermaye piyasaları.

Mesela varlığa dayalı menkul kıymetler neden bu sistemin tamamlayıcı araçlarından biri olmasın?

Elbette her şirket için söylüyor değilim.

Gerçek alacağı bulunan, düzenli nakit akışı yaratabilen ve gerekli şartları sağlayan şirketlerde uygun varlık veya alacakların sermaye piyasaları üzerinden finansmana dönüştürülmesi değerlendirilebilir.

Böylece bütün yükü bankaların sırtına bırakmamış olursunuz.

Bir tarafta bankalar mevcut borçları yeniden yapılandırır, diğer tarafta şartları uygun şirketlerin alternatif kaynaklara ulaşmasının önü açılır.

Tabii bunun sıkı denetlenmesi gerekir. Gerçek ekonomik değeri olmayan varlıkların paketlenmesinden söz etmiyorum. Bağımsız denetimden geçmiş, nakit akışı belli, ne olduğu açık varlıklardan ve alacaklardan söz ediyorum.

Belki de FYY’ye bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor.

Sadece “Borcu kaç yıla yayacağız?” diye bakarsak sistemin yarısını görmüş oluruz.

Asıl soru şu olmalı:

Bu şirket yeniden nasıl sağlıklı hale gelir?

Çünkü şirket sağlıklı hale gelirse zaten borcunu ödeyecek.

Bir başka önemli konu da konkordato.

Son zamanlarda neredeyse her gün yeni bir konkordato haberi görüyoruz.

Konkordato elbette kanunun tanıdığı bir hak. Gerçekten ihtiyaç duyan şirket bunu kullanacaktır.

Ama daha konkordato aşamasına gelmeden çözülebilecek şirketler varsa neden onları mahkeme kapısına kadar götürelim?

FYY burada çok daha fazla kullanılabilir.

Şirket bankalarıyla anlaşır, borç sürdürülebilir bir vadeye yayılır, işletme çalışmaya devam eder.

Bundan kim zarar görür?

Banka alacağını tahsil eder. Çalışan maaşını almaya devam eder. Tedarikçi müşterisini kaybetmez. Devlet vergi toplamaya devam eder. Şirket de birkaç yıl sonra yeniden normal finansal düzene dönebilir.

Konkordato dosyalarının sayısı da doğal olarak azalabilir.

Bir taşla beş kuş dediğim tam olarak bu.

Ama bir şartla.

Her şirketi kurtarmaya çalışmak da doğru değil.

İşi bitmiş, gelir üretmeyen, borcunu ödeme imkânı kalmamış bir şirketle; fabrikası çalışan, siparişi olan, ticaret yapan fakat yüksek faiz yükünün altında geçici olarak sıkışmış şirketi birbirinden ayırmak gerekiyor.

Bence Türkiye’nin önümüzdeki dönemde en fazla konuşması gereken konulardan biri bu olacak.

Çünkü yüksek faiz sadece yeni yatırım kararlarını etkilemiyor. Yıllardır çalışan şirketlerin bilançolarını da yoruyor.

Yeni şirket kurmak elbette önemli.

Ama elinizde çalışan şirketleri kaybetmemek de en az onun kadar önemli.

Finansal Yeniden Yapılandırma bunun için elimizde bulunan çok değerli bir araç.

Biraz güçlendirilirse, FYY sürecine katılan kamu ve özel bankalara destek sağlanır, yapılandırma konusunda bankaların elini rahatlatacak adımlar atılır ve alternatif finansman kanalları da sisteme dahil edilirse FYY, konkordatodan önce gerçek bir ekonomik rehabilitasyon kapısına dönüşebilir.

Sonuçta mesele kimsenin borcunu silmek değil.

Borcu ödemek isteyen ve bunu yapabilecek şirketi daha yolun başında kaybetmemek.

Bazen bir şirketin ihtiyacı yeni bir kredi değil, biraz zaman ve doğru yapılandırmadır.

O zamanı verirseniz şirket kazanır, banka kazanır, çalışan kazanır, tedarikçi kazanır.

Devlet de kazanır.

Aslında mesele bu kadar basit."

Kaynak: BHA

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır. Hakaret ve reklam içerenler onaylanmaz.

TÜRKİYE kategorisindeki diğer haberler

Sonraki haber yükleniyor…

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.

Marka Flower Çiçekçi